Pokot | İz: Umuda En Çok İhtiyacımız Olduğu Şu Günlerde

by M for Merve 26/09/2017 0 comment
Pokot | İz: Umuda En Çok İhtiyacımız Olduğu Şu Günlerde

I grew up in a time when people wanted to change the world with their revolutionary vision. Now we only see the status quo and think it will last forever. But things will change again. They always have. When Uranus enters Aries, or… Never mind. Something new will happen that we cannot predict. A new cycle will begin… and reality will be reborn.

İstanbul’a ilk taşındığımda Şişli’de oturuyordum. Cuma’dan Pazar’a tüm haftasonum Cihangir ve Asmalımescit’te, haftaiçlerim ise Nişantaşı ve Cihangir’de geçiyordu. Avrupa Yakası Yallah Arabistan değildi, Beyoğlu ağaçlıktı, Cihangir’de, Asmalı’da “eğleniliyordu”. Gece, 832 parçaya bölünme korkusu olmadan taksiye binip evime dönüyordum.

En büyük zevkim ise öğrencilik zamanında festival için geldiğim İstanbul seyahatlerimdi. Urban’da soğuk beyaz şarabımı rokforlu armut salatamla içerken kitabımı okur ardından heyecanla çoğunlukla Atlas Sineması’ndaki festival filmine geçerdim.

Bu haftasonu da Avrupa Yakası’nda nostalji yapalım dedik. Avrupa Yakası’na arabayla geçmemizin yarattığı sinir krizi, Taksim Meydanı’nı görmemiz ama Cihangir’e bir türlü arabayla ulaşamamamız, İNSAN, İNSAN, İNSAN VE DAHA ÇOK İNSAN… Galatasaray’da arabayı bıraktık ve Ara Cafe’ye yürüdük. Yürüdüğümüz 50 metre’de ilk iki dövmemi yaptırdığım dükkan dahil çoğu dükkan değişmişti. Güzellikleri de atlamayayım, Yapı Kredi’nin muazzam galerisi, yavrum sanki uzaydan Beyoğlu’nun ortasına düşmüş gibi asil ve dimdik duruyor.

Bir şeyler yedik ve Beyoğlu Sineması’ndaki 16:30 seansına yetişmek için hızlı hızlı yürümeye başladık. Hızlı hızlı yürümekten kastettiğim dev bir şantiyeye 8 milyon insan. Yerler kırık dökük betonlar, kalabalık ise bir garip insan topluluğu. Eskiden Beyoğlu’nda senin benim gibi insanlarla yürürdük. Şimdiki profil ise birçoğumuzun günlük hayatta hiç karşılaşmadığı, Beyoğlu dışında da karşılaşmayacağı insanlardan meydana geliyor.

Beyoğlu Sineması’nın hikayesini biliyorsunuz. Battığı için kapanmak üzereyken sinema aşığı Cem Altınsaray tarafından devir alındı ve çok güzel gelişmelere gebe. Ancak bir sinema ve nostalji sevdalısı olarak ben Beyoğlu sineması battığında da, şimdi de aynısını savunuyorum: İşini düzgün yapmıyorsanız batmaya mahkumsunuz. Cem Altınsaray’ın vizyonu, yapmaya çalıştıkları ve inşallah yapacaklarını Beyoğlu Sineması batmadan önce yapsaydı ve batmasaydı.

Bu konuya nereden geldim? Koşa koşa gittiğimiz Beyoğlu Pera’da filmin seansına baktık, 18:00 diyor. Gişedeki kız desen canından bezmiş. İnternet sitesinde 16:30 yazıyor diyoruz, öyle kalmıştır diyor falan. Ben sinirlendim tabii. Söylene söylene çıktım. Allahtan baktık, karşıda Atlas Sineması’nda 16:30 seansı var aynı filmin. Köprü möprü atlayıp zıplayarak karşıya geçtik ve filme girebildik. Atlas Sineması’nın da mesela muhtemelen batarken ağlayacağım ama bir yandan da sinirleneceğim bir geleceği olacak çünkü sinemadaki TOZDAN KİRDEN ASTIM KRİZİNE GİRİYORDUM.

Neyse çok uzattım. Taksim’de geçirdiğim günün ardından fark ettim ki İstanbul’u terk ettiğimde arkama bakacağım hiçbir şey yok çünkü İstanbul adına özleyeceğim her şeyi zaten seneler önce ben kaybetmişim.

Bu alıntı da filmin sonundan. Yukarıda bahsettiğim eski huzurlu günlere özlemden, memleket meselelerinden, karnımda taşıdığım minik canın geleceğinin endişesinden bunaldığımız atmosfere çiçek gibi doğan bir umut.

Related Articles

Leave a Comment